Category: Uncategorized

  • Borç mu alıyorsunuz etrafı mı kirletiyorsunuz?

    Borç mu alıyorsunuz etrafı mı kirletiyorsunuz?

    Teknik borç (technical debt) , Ward Cunningham tarafından ortaya koyulmuş bir analoji. Cunningham sistemlerimizdeki idealden uzak durumları, tasarım hatalarını ödenmesi gereken finansal borçlara benzetiyor. Ev almak araba almak için aldığımız krediler, borçlar zamanı gelince ödenmesi gereken zorunluluklar bizim için. Eğer ayağımızı yorganımıza göre uzattıysak ne ala, sıkı bir disiplin ile borçlarımızı zamanı geldikçe öder ve normal rutinimize geri döneriz. Hesapsız yola çıktıysak vay halimize borcu daha fazla borç ile kapatmaya çalışır içinden çıkılmaz bir duruma düşeriz.

    Analoji, yalnızca ödeme sürecini değil, borcun alınma sürecini de kapsıyor. Bu borçları ne zaman nasıl aldık? Ne yaptığımızın farkında mıydık? Gördüğüm kadarı ile çoğu takımın durumunu borç olarak nitelemek imkansız; oluşan şeyin adı teknik kirlilik(cruft). Bu kirlilik bazen bilgi eksikliğinden bazen tembellikten ve disiplinsizlikten bazen de kendi kendine oluyor (kullandığınız o kütüphaneler güncellenmeyecek mi sanıyordunuz).

    Borç analojisi her zaman tam olarak çalışmasa da Martin Fowler’ın pragmatik yaklaşımı [1] bana mantıklı geliyor; teknik borç kavramı da teknik kirlilik kavramı da nihayetinde birer analoji. Analojileri de daha iyi iletişim kurmak için kullanıyoruz. Borç, herkesin aşina olduğu bir kavram ve teknik kirliliğin bizi nasıl yavaşlattığını ve temizlemenin ancak disiplin ile uzun zamanda mümkün olacağını herkesin anlayabileceği şekilde ifade etmenin güzel bir yolu.

    Peki siz geliştirme yaparken gerçekten borç mu alıyorsunuz yoksa bilinçsizce etrafı mı kirletiyorsunuz?

  • Büyüyü bozmak

    Yeterince gelişmiş bir teknolojinin, sihirden farkı yoktur.

    — Arthur C. Clarke

    Büyü, sihir binlerce yıldır insanları eğlendirmek, aldatmak, çıkar elde etmek için kullanılmış. Büyüyü bozmanın yolu ise onu anlamaktan, çalışma prensiplerini keşfetmekten geçiyor.

  • Tamamen duygusal

    Tamamen duygusal

    Değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğu bir sektörde çalışıyoruz. İsterler ve kısıtlar değişiyor, kullandığımız kütüphaneler, diller, platformlar değişiyor. Bu ortamda ürettiğimiz yazılımların eskimemesi mümkün değil. Zamanla tıkır tıkır işleyen makinelerimiz paslanıyor, pırıl pırıl ortamımız tozlanıyor, etrafta bıraktığımız çöpler birikiyor.

    Müdahale etmediğimiz her an işimiz daha da zorlaşıyor. Öngöremediğimiz hatalar çıkıyor. Hareket alanımız kısıtlanıyor. Yeni geliştirmeler yaparken, çıkan hataları düzeltirken zorlanıyor, vakit kaybediyoruz.

    Vakit nakittir demiş atalarımız – kaliteye de tamamen duygusal sebeplerle ihtiyacımız var. Bugün yaptığımız irili ufaklı yatırımlar gelecekteki işlerimizi kolaylaştıracak, maliyetlerimizi düşürecek.

    Teknik borçlanmayı ve kirlenmeyi tamamen önlemek mümkün değil gibi; yapabileceğimiz şey onu kontrol altında tutmak. Bunun yolu takımlarımızın yetkinliklerini geliştirmek, onlara yeterli alan açmaktan geçiyor. Ancak bu şekilde daha az borç kullanan ve düzenli temizlik disiplinine sahip bir ekip oluşturabiliriz. Bu da nihayetinde işleri kolaylaştırıp hızlandıracak.


    Bu yazı Martin Fowler’ın benzer bir yazısından ilham ile yazılmıştır